Anadolu'da yetişen evliyanın büyüklerinden. İsmi Abdullah'tır.
Molla İlahi, Şeyh-i Simavi olarak da bilinir. O zamanki Germiyan vilayetinin
(Kütahya'nın), Simav kasabasında doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1490 (H.
896) senesinde Rumeli Vardar Yenicesi'nde vefat etti. Kabri oradadır.
17 Ağustos 2014 Pazar
ABDULLAH-I ENSARİ;
Tefsir, hadis,
fıkıh alimlerinden ve evliyanın büyüklerinden. İsmi Abdullah, babasının ismi Ebu
Mansur Muhammed bin Ali el-Ensari el-Hirevi, künyesi Ebu İsmail'dir. Eshab-ı
kiramdan Halid bin Zeyd Ebu Eyyub el-Ensari'nin soyundandır. 1006 (H. 396)
senesinde Herat'ta doğdu, 1088 (H. 481)de orada vefat etti.
Dört
yaşındayken ilim öğrenmeye başladı. Dokuz yaşından itibaren Kadı Ebü'l-Mansur ve
Caruzi'nin derslerine devam etti. Zamanının diğer alimlerinden çeşitli ilimleri
tahsil etti. Gece-gündüz ilim tahsiliyle uğraştı. Geceleri kandil ışığında
hadis-i şerif yazardı. Hadis-i şerif toplamak için çeşitli şehirlere gitti. Üç
yüz hadis aliminden hadis dinledi. 300.000 hadis-i şerifi ezbere bilirdi. Hace
Yahya İmari'den tefsir okudu. Ebü'l-Hasan Harkani'nin sohbetlerinde bulundu ve
tasavvufta yetişti. Şeyhülislam idi. Büyük alim ve veli olup, pekçok kerametleri
görüldü. Vaz ve derslerinde Ehl-i sünneti müdafaa eder, mezhepsizlik ve
bid'atlerin kötülüğünü anlatırdı. Allahü tealanın rızasına kavuşturan yolda
yürümek isteyenlerin evliyaya ve hakiki din alimlerine çok bağlı olmasını
isterdi. O büyüklere dil uzatanların zavallılıklarını her defasında ifade eder
ve; "Ya Rabbi! Her kimi felakete düşürmek istersen onu İslam alimleri üzerine
atarsın. Ya Rabbi! Dostlarını öyle yaptın ki, onları tanıyan sana kavuşuyor ve
sana kavuşamayan onları tanımıyor." buyururdu.
Kendisinden
Ebü'l-Vakt Abdülevvel, Ebü'l - Feth Nasr bin Seyyar gibi alimler ilim
öğrendi.
Abdullah-ı
Ensari'nin güzel sözlerinden bazıları şunlardır:
"Malı
seviyorsan yerinde kullan ki, sana sonsuz arkadaş olsun. Sevmiyorsan ye de yok
olsun."
"Sabır; nefsi
istenilmeyen bir şeyden, dili şikayetten alıkoymaktır. Sabır üç derecedir:
Birincisi, Allahü tealanın nimetlerini ve azabını düşünerek günah işlemekten
kaçınmaktır. İkincisi ibadete ihlas ile ve şartlarını yerine getirerek devam
etmeye sabretmektir. Üçüncüsü de belalara sabretmektir."
Eserleri:
Menazil-üs-Sairin (Tasavvufa dairdir),
Şems-ül-Mecalis, Envar-üt-Tahkik, Tefsir-ül-Kur'an, Hulasa fi Şerh-i Hadis,
Şerh-ut-Tearrüf li-Mezhebi Ehl-it-Tasavvuf, Menakıb-ı İmam-ı Ahmed bin Hanbel,
Tabakat-üs-Sufiyye. Molla Cami bu son eserden istifade ederek
Nefahat-ül-Üns kitabını yazmıştır
ABDULLAH-I DEHLEVİ;
Hindistan'da yetişen alimlerin ve evliyanın büyüklerinden.
İnsanlara hak yolu anlatan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" adı verilen büyük
alim ve velilerin yirmi sekizincisidir. Peygamber efendimizin soyundan olup,
seyyiddir. Gulam-ı Ali diye bilinir. Babasının ismi Abdüllatif'tir. 1745 (H.
1158)te Hindistan'ın Pencap eyaletinin Bitale kasabasında doğdu. 1824 (H. 1240)
senesinde Delhi'de vefat etti.
--------------------------------------------------------------------------------ABDULLAH ZÜHDİ EFENDİ;
Osmanlıların son devrinde yetişen meşhur hattatlardan. İsmi,
Abdullah Zühdi’dir. Babası, 1835 (H. 1251) senesinde Şam’dan Kütahya’ya gelen
Temim-i Dari sülalesinden Nabluslu Abdülkadir Efendidir. Bu sebeple yazılarının
altına;" Abdullah Zühdi min Sülaleti Temim-i Dari" yazardı. Şam’da doğdu. Doğum
tarihi bilinmemektedir. 1878 (H. 1296) tarihinde Mısır’da vefat etti. Kurafe
Kabristanında İmam-ı Şafii’nin (rahmetullahi aleyh) kabri civarına
defnedildi.
Abdullah Zühdi Efendi, Kütahya’dan İstanbul’a geldikten sonra
önce Eyyub Türbedarı Reşid Efendiden, sonra zamanının büyük hattatı Kazasker
Mustafa İzzet Efendiden sülüs ve nesih öğrendi. Nuruosmaniye Mektebine ve
Mühendishane-i Berr-i Hümayuna yazı muallimi tayin edildi.
Sultan Abdülmecid Han zamanında Hicaz’da yeniden tamir edilen
Harem-i şerifin kitabelerini yazmak için 1858 tarihinde hattatlar arasında
açılan müsabakada, kendisi de hattat olan Sultan Abdülmecid Han yazıları gözden
geçirirken Abdullah Zühdi Efendinin hattına hayran kaldı ve saraya davet ederek;
“Allahü teala feyzini müzdad etsin. Sana kayd-ı hayat şartı ile yedi bin beş yüz
kuruş maaş tahsis ettim ve seni Harem-i şerifin yazılarını yazmaya memur ettim.”
buyurdu ve Mecidi nişanı ile taltif etti. Bu muvaffakiyet ve padişahın fevkalade
alakası henüz pek genç olan Abdullah Zühdi Efendinin en meşhur hattatlar arasına
girmesine sebeb oldu.
Abdullah Zühdi Efendi bu şerefli vazifeyle Hicaz’a gitti. Sultan
Abdülmecid Hanın vefatına kadar Medine-i münevverede kalarak Mescid-i Nebevi’nin
tamir edilen kısımlarını güzel yazılarıyla süsledi.
Abdullah Zühdi Efendi daha sonraları İstanbul’a döndü. Oradan
Mısır’a gitti. Hidiv İsmail Paşa ile tanıştı. Paşa, kendisine çok itibar etti.
“Mısır Hattatı” ünvanı ile vazife verdi. Mısır’da cami ve resmi dairelerin
kitabelerini yazdı. Mekteplerde hat hocalığı yaptı. Celi ve sülüs tarzında pek
çok eserler bıraktı. Mısır’da yetişmiş hattatlardan pek çoğu Abdullah Zühdi
Efendinin talebesidir. Devrin vezirlerinden İbn-ül-Emin Hasib Paşaya bir tek
mushaf-ı şerif yazmıştır. Paşa’nın terikesinde (mirasında) bu mushaf-ı şerifin
300 altına satıldığı rivayet edilmektedir.
ABDULLAH ZÜHDİ
Gazeteci, yazar. 1869’da İstanbul’da doğdu. 1890’da İstanbul’da
Galatasaray Sultanisini bitirdi. Saadet Gazetesinde yazılar yazdı.
Tarik, Tercüman-ı Hakikat, İkdam ve Sabah gazetelerinde çalıştı ve
yazıları yayınlandı. Maarif Nezaretinde vazife aldı. 1897 Türk-Yunan Savaşında
Dömeke’ye doğru yürüyen Türk ordusu içinde gazete muhabirliği yaptı. 1908’den
sonra Yeni Gazeteyi çıkardı. Ali Kemal’den sonra Sabah’ın baş
muharrirliğini yaptı. 1920’de Matbuat Umum Müdürü oldu. Ömrünün sonuna doğru,
Bab-ı Ali ile bütün münasebetlerini keserek antikacılıkla uğraştı. 1925’te
İstanbul’da öldü.
Abdullah Zühdi, eserlerindeki kahramanlığı, işlediği konular,
dil ve üslubu, anlatım tekniği ve anlattığı muhitler açılarından zaman zaman
Tanzimat yazarlarına benzemekte, zaman zaman da Servet-i Fünun topluluğunun
realizmi edebi dava yapan bir mensubuymuş gibi davranmaktadır. Servet-i Fünunun
dışında kalan edebiyatçılarla (Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi, Vecihi gibi) ortak
yanları vardır ve çok yönlü bir edib ve gazetecimizdir.
Eserleri:
Güller, Dikenler (roman, 1896), Rehgüzar-ı Matbuatta
(hikaye, 1896), Şanlı Asker (roman, 1897), Bir Gece (roman,
1898), Bahr-i Müncemid-i Cenubide (roman, 1904) adlı eserleri dışında
kalan beş telif ve değişik dillerden tercüme on yedi eseri daha
bulunmaktadır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)