Alm. Abbasiden, Fr. Les Abbasides,
İng. Abbasides. Peygamber efendimizin amcası hazret-i Abbas’ın
soyundan gelen ve Emevilerin yerini alan halifeler sülalesi. Bu hanedana ilk
atalarına nisbetle “Haşimiler” de denilmektedir.
Abbasilerin iktidara gelmesi, Emevi idaresinden memnun olmayan
grupların lider kadrolarının yoğun propagandası ve bunların etrafında toplanan
büyük bir kitlenin faaliyeti neticesinde mümkün olmuştur. Gerçekten de Emevi
hanedanından İkinci Velid’in halifelikten hal’ edilmesiyle aile arasında iç
mücadele ortaya çıkmış ve yıllardan beri Emevilerin hakim olduğu Suriye ikiye
bölünmüştü. Neticede bu ihtilaf çok büyüdü ve son Emevi Halifesi İkinci Mervan,
Dımaşk’ı terk ederek kendisine hilafet merkezi olarak Harran’ı seçti.
Emeviler arasındaki iç mücadeleler sırasında Abbasi Hanedanından
Ali bin Abdullah’ın oğlu Muhammed, Humeyme’de gizli olarak halifeliğin kendi
ailesine geçmesi düşüncesi ile faaliyetlerde bulunuyordu. Bu arada cemiyeti
arasına sızmış olan muhaliflerini ortadan kaldırdı. Onun tesbit ettiği
prensiplere göre bu hareket başarıya ulaştığında Ehl-i beytten her kim halife
seçilirse ona razı olunacaktı.
Muhammed bin Ali’nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu İbrahim
çok teşkilatçı ve iyi bir idareciydi. Emevilere karşı çıkış hareketini yürütmesi
için Ebu Müslim’i kendi tarafına çekerek Horasan’a gönderdi. Ebu Müslim’in
Horasan’a giderek hareketin idaresini ele alması, Abbasiler için bir dönüm
noktası olmuştur. Nitekim bölgedeki elverişli durumdan faydalanan Ebu Müslim,
kısa zamanda Horasan’ı Emevi tarafdarlarından temizledi. Ebu Müslim bundan sonra
Rey’e yöneldi. Karşısına çıkan Emevi kuvvetlerini yendi. Nihavend’i ele
geçirerek Irak’a yaklaştı.
Doğuda bu olaylar olurken Halife İkinci Mervan, İbrahim’i
tutuklatarak Harran’da hapsettirdi. Vefatına kadar burada hapis hayatı yaşayan
İbrahim, yerine kardeşi Ebü’l-Abbas’ı tayin ettiğini bildirmişti.
Ebü’l-Abbas Abdullah bin Muhammed yakınlarını da yanına alarak
kendi tarafına geçmiş olan Kufe şehrine gitti. Horasanlılar, 28 Kasım 749 Cuma
günü Kufe Camiinde Ebü’l-Abbas’a biat ettiler. Ebü’l- Abbas halife olarak
okuduğu ilk hutbede hakimiyet hakkının Abbasilere aid olduğunu çeşitli
delillerle izah etmeye çalıştı. Ebü’l-Abbas bundan sonra şiilerin çoğunlukta
bulunduğu Kufe şehrinde durmayı kendisi için tehlikeli bularak karargahını
Hammam-A’yen’e nakletti. Bu sırada Ebü’l-Abbas’ın, Abbasi hilafetinin
kuruluşunda büyük rolü olan Ebu Seleme el-Hallal ile arası açıldı. Ancak Ebu
Müslim’in yardımıyla onu da ortadan kaldıran Ebü’l-Abbas böylece hakimiyeti
tamamen ele geçirdi.
Bu sırada, Halife İkinci Mervan, Suriye ve el-Cezire
Araplarından topladığı büyük bir ordu ile harekete geçmişti. Ebü’l-Abbas’ın
amcası Abdullah bin Ali, bu orduyu büyük Zap Irmağı kenarında karşıladı. 16 Ocak
750 tarihinde başlayan savaş, aralıksız on gün devam etti. Bu sırada Mervan’ın
birlikleri arasında anlaşmazlık ve kumandanlar arasında ihtilafların çıkması
üzerine Abdullah savaşı kazandı. Bu zafer, Suriye kapılarını Abbasilere açtı.
Başta Dımaşk olmak üzere o havalideki bütün kaleler birer birer Abbasi ordusuna
teslim oldu. Nitekim savaş sonunda Harran’a çekilen Halife Mervan burada da
tutunamıyacağını anlayarak, Dımaşk’a oradan da Ürdün'deki Ebüfutrus'a kaçtı.
Ancak onu takib eden birlikler, Yukarı Mısır’da Busir adı verilen yerde
yetişerek kendisini çevirdiler. Halife Mervan ümitsizce girdiği mücadele
sırasında öldürüldü (Ağustos 750). Aynı yılın sonlarında Vasıt’ta Emevi
hanedanından İbn-i Hubeyre de teslim olunca, Emevi hilafeti tarihe karıştı.
Ancak Emevilerden Abdurrahman bin Muaviye, İspanya’ya geçerek Endülüs Emevi
Devletini kurdu.
Ağustos 750 tarihinde Mervan’ın öldürülmesi üzerine Ebü’l-Abbas
es-Saffah’ın halifeliği, Endülüs hariç, bütün İslam ülkelerinde kabul edilerek
kesinleşti. Eski Enbar şehrini imar eden Es-Saffah, burayı devletinin hilafet
merkezi yaptı. Halife Saffah dört yıl süren hilafeti boyunca, ülke içinde çıkan
isyanlarla uğraştı. Nitekim onun hilafetini tanımak istemeyen Kuzey Afrika’da
Berberiler, Basra ve çevresinde Hariciler, Fars’ta Bessam bin İbrahim, Sind’de
Mansur bin Cumhur ve Maveraünnehr’de Ziyad bin Salih isyan etmişlerdi. Ancak
Ebü’l-Abbas bu isyanların hepsini bastırarak oğlu Mansur’a iç problemlerini
halletmiş sağlam bir devlet bıraktı. (754).
Hazret-i Abbas’ın torununun torunu olan halife Ebü’l-Abbas
yumuşak huylu, ağır başlı, haya ve iyilik sahibi bir insan idi. Verdiği sözü
mutlaka ve zamanında yerine getirirdi. Cömertliği dillere destan olup, bu hali
dolayısıyla kendisine “Saffah” lakabı verilmiştir.
Hilafet makamında dört sene dokuz ay kaldıktan sonra vefat eden
Halife Ebü’l-Abbas es-Saffah’ın ölümü ile yerine oğlu Mansur geçti (Haziran
754). Heybet, cesaret, ileri görüşlülük bakımından Abbasi halifelerinin en
seçkinlerinden olan Mansur, henüz Saffah’ın hayatta olduğu dönemde bile onun
güçlü bir desteği ve yardımcısıydı. Halife Mansur ilk olarak Bağdat şehrini
kurarak başkent yaptı. Bazı halifeler, Samarra ve başka merkezlerde ikamet
etmelerine rağmen, Bağdat asıl merkez olarak nihayete kadar devam etti. Bu arada
yaptığı muharebeler ve kazandığı zaferlerle nüfuz ve itibarı devamlı artan Ebu
Müslim gün geçtikçe halifeye olan bağlılığını azaltıyordu. Halife gönderdiği
nasihat yollu mektupların bir işe yaramadığını görünce, Ebu Müslim’i öldürttü.
Ebu Müslim’in öldürülmesi üzerine, bilhassa nüfuzunun kuvvetli olduğu Horasan ve
başka yerlerde çeşitli isyanlar görüldü ise de hepsi bastırıldı.
Halife Mansur 775 senesinde hac etmek üzere giderken yolda
hastalanarak vefat etti. Mansur, vakar ve güzel ahlak sahibi idi. Halka karşı
gayet yumuşak ve hoşgörülü olmasına karşılık, devlete karşı hareket edenleri
asla affetmezdi.
Mansur’un ölümünden sonra oğlu Mehdi halife oldu. O zamana kadar
kuruluş dönemini geçirmiş olan devlet onun zamanında kuvvetlendi. Hazine
zenginleşti ve halkın hayat seviyesi yükseldi. Devleti içerisinde ıslahatlarda
bulundu. Fevkalade yargı işlerine bakmak için bizzat mahkeme kurduran ilk Abbasi
halifesidir. Yolcuların barınması ve korunması için Mekke yolu üzerinde
konaklama mahalleri yapılmasını emretti. Bunlardan mevcud olanlarını
iyileştirdi, kullanılır hale getirdi. Bağdad ile diğer İslam beldeleri
arasındaki posta işlerini düzene koydu. Ayrıca veziri Abdullah’a bütün valilere
gönderilmek üzere, vergi veren kimselere haksızlık etmemeleri için talimatname
yazdırdı.
Halife Mehdi döneminde Bizans’a karşı başarılı seferler
düzenlendi. Bu arada Merv şehrinde ortaya çıkan ve ilahlık taslayan
El-Mukanna’nın başlattığı isyan bastırıldı.
Mehdi’nin 785 yılında vefatı ile yerine oğlu Hadi halife oldu.
Hadi; uyanık, gayretli, cömert, büyük işler yapmaya kabiliyetli, kuvvetli,
tuttuğunu koparan cesur bir zattı. Ancak saltanat müddeti çok kısa sürüp 786
yılında vefat etti ve yerine kardeşi Harun Reşid halife seçildi.
Halife Harun Reşid dönemi (786-809), Abbasilerin en parlak
zamanı oldu. O, Yahya bin Halid el-Bermeki’yi tam yetkiyle vezirliğe getirdi.
Yahya, iki oğluyla birlikte devleti bir hükümdar gibi yönetti. Çıkan
ayaklanmaları bastırdı. Bizans’a karşı olan seferlere büyük ehemmiyet veren
Harun Reşid, bunlardan bazılarına bizzat kendisi de katılmıştır. 790 yılında
Mısır’dan Kıbrıs üzerine yürüyen İslam donanması, Antalya açıklarında karşısına
çıkan Bizans donanmasının büyük bölümünü batırmış ve donanma komutanlarını esir
etmiştir. 797 yılında bizzat sefere çıkan Harun Reşid, Ankara’ya kadar ilerledi.
Ancak İmparatoriçe İrene’nin isteği ve yıllık vergi vermelerini kabul ile sulh
yapıldı. Fakat Nikeforos’un imparator olmasından sonra Bizans, antlaşmayı fesh
etti. Bunun üzerine Halife, ikinci Bizans seferine çıktı. Kendisi Heraklea
(Ereğli) Kalesi üzerine yürürken bazı komutanlarını da diğer kaleler üzerine
gönderdi. İmparator Nikeforos, Halife’nin karşısına çıktı ise de, tutunamadı ve
sulh istedi. Halife kış mevsiminin gelmesi üzerine imparatorla, yıllık haraç
göndermesi şartıyla antlaşma yaptı.
Ancak sözünde durmayan imparator, ertesi sene Abbasilerin
elindeki Tarsus üzerine büyük bir ordu gönderdi ve Tarsus işgal edildi.
Huduttaki Bizans kaleleri sağlamlaştırıldı. Bu olaylar üzerine güçlü bir ordu
ile Bizans üzerine üçüncü seferine çıkan Harun Reşid Ereğli, Tuvana ve daha bir
çok kaleleri fethetti. Tuvana’da bir cami inşa ettirdi. Bu arada Balkanlarda da
Bulgarlar tarafından sıkıştırılan İmparator, Halife’nin yaptığı fetihleri kabul
etmek, tahkim ettirdiği kaleleri yıktırmak ve haraç vermek şartıyla yeni bir
sulh yapmaya mecbur oldu (806).
Harun Reşid, devletin idari teşkilatında bazı değişiklikler
yaptı. Vilayetleri küçülterek daha kolay idare edilir bir hale getirdi. Merkez
teşkilatında bazı divanlar kurarak bunları vezire bağladı. Daha önce valilere
bağlı kadıları müstakil hale getirdi. Ancak onlara merkezdeki baş kadıya
(kadı-ül kudat) hesap verme mecburiyetini koydu. Bu dönemde başkadı, İmam-ı Azam
hazretlerinin talebesi İmam-ı Yusuf rahmetullahi aleyh idi.
Harun Reşid, ilim ve sanata çok ehemmiyet veriyordu. Zamanında
Bağdat, dünyanın en meşhur ve en muhteşem şehirlerinden biri haline geldi.
Halifenin sarayında ilim ve fikir adamları, sanatkarlar toplanır ve onun
huzurunda münazara ederlerdi. Halife onları maddi ve manevi bakımdan
desteklerdi.
Harun Reşid, Horasan’da isyan çıkaran Rafi bin Leys’i ortadan
kaldırmak üzere ordusunun başında giderken yolda hastalandı. Yerine oğlu
Me’mun’u veliahd tayin ettiğini bildirdikten sonra, 24 Mart 809 tarihinde kırk
dört yaşındayken vefat etti.
Harun Reşid’in ölümünden sonra oğulları arasında başgösteren
halifelik kavgasında Emin’i Iraklılar, Me’mun’u ise İranlılar destekledi.
Emin’in hilafet merkezine hakim olmasına karşılık, Me’mun da Horasan bölgesine
yerleşerek bağımsız hareket etmeye başladı. Emin’in üç yıl kadar devam eden kısa
halifelik müddeti kardeşi ile mücadele içerisinde geçti. Bu sebeple Emin dışa
karşı askeri bir harekata girişemediği gibi, içte de idari, fikri ve imar
sahalarında bir gelişme gösteremedi.
Emin’in 813 yılında öldürülmesi üzerine bütün ülke Me’mun’un
halifeliğinde birleşti. Me’mun başta Irak olmak üzere imparatorluğun çeşitli
bölgelerinde çıkan ayaklanmaları bastırdı. Sadece El-Bazz ve civarında
başgösteren Babek ayaklanması sürdü. Me’mun hilafeti döneminde bilhassa
Anadolu’yu fethetme gayesini ön planda tuttu. Bu sebeple 830 yılından itibaren
devletin askeri kuvveti daha ziyade Anadolu’ya yöneltildi. Halife Me’mun
fethettiği Bizans şehirlerine müslümanları iskan etmek ve böylece fetihleri
daimi hale getirmek istiyordu. Ancak 833 yılında ölümü üzerine bu tasavvurunu
gerçekleştiremedi.
Halife Me’mun, bilhassa saltanatının son yıllarında Türkleri
birlikleri arasına almaya başlamış ve ölümünde bunların sayısı 8-10 bini
bulmuştu. Nitekim Me’mun’un ölümünden sonra kardeşi Mu’tasım bu Türk
kuvvetlerinin desteği sayesinde hilafet makamına geçti. Mu’tasım da ağabeyi gibi
çeşitli Türk ülkelerinden birlikler getirmeye devam ederek kısa zamanda ordunun
büyük kısmını Türklerden meydana getirdi. 836’da Samerra şehrini kurarak Türk
birlikleriyle beraber hilafet merkezini oraya nakletti. Böylece 892 yılına kadar
devam edecek olan Samerra devri başlamış bulunuyordu. Halife Mu’tasım döneminde
yıllardan beri devam eden Babek isyanı bastırıldı. Bizans üzerine başarılı
seferlere devam edildi. Dicle’ye yeni kanallar açtırıp ziraati geliştirdi.
Dikkatli ve tutumlu idaresi sonucu, vefat ettiğinde haleflerine milyonlarca
dinar ve dirhem bulunan dolu bir hazine devretti.
Halife Mu’tasım’ın ölümünden sonra (842), başa geçen Vasık
(842-847), Mütevekkil (847-861), Muntasır (861-862), Müstain (862-866), Mu’tez
(866-869), Mühtedi (869-870) ve Mu’temid (870-892) dönemlerinde devletin her
köşesinde ortaya çıkan isyanlar, merkezi otoriteyi zayıflattı. Devlet içte ve
dışta sarsıntılar geçirmeye başladı. Nitekim bu dönemde Kuzey Afrika’da siyasi
bir güç olarak ortaya çıkan Fatimiler, doğuya doğru ilerlemeye başladılar.
Karmatiler, Irak ve Hicaz bölgelerini tehdit ederken, Sacoğulları Azerbaycan’da
bağımsızlık kazandılar. Ancak Abbasi hilafeti için bütün bunlardan çok daha kötü
bir gelişme 945 yılında Büveyhilerin Bağdat’ı işgal etmeleri olmuştur. İranlı ve
şii bir hanedan olan Büveyhiler, dokuzuncu yüzyılın ortalarına doğru Fars,
Huzistan, Kirman ve Kuhistan bölgelerinde hakimiyet kurmuşlardı. Büveyhilerin
Bağdat’ı işgalinden sonra Abbasi halifelerinin hiç bir maddi gücü kalmadı.
İktidar, Büveyhilerin eline geçti. Büveyhiler, Abbasi halifelerini sadece dini
bir lider olarak başta tutuyorlar ancak istediklerini tahttan indirip
istediklerini çıkarıyorlardı. Bağdat artık İslam dünyasının bir merkezi olmaktan
çıkmıştı. Bu durum yaklaşık bir asır kadar devam etti.
On birinci yüzyılın ortalarında Büveyhiler eski güçlerini
kaybettiler. Bu dönemde Türk asıllı Büveyhi komutanı Arslan el-Besasiri,
Bağdad’a hakim olarak hutbeyi Fatimi halifesi adına okutmaya başladı. Bu sırada
İran’da güçlü bir devlet kurmaya muvaffak olan Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey,
1055 yılında Bağdat’a girerek Abbasi Hanedanını şii hakimiyetinden kurtardı ve
Halife Kaim Biemrillah’a büyük hürmet gösterdi. Halife de Tuğrul Beye Sultan
ünvanını vererek onun siyasi ve askeri hakimiyetini tanıdı. Selçuklular, Abbasi
hilafetini siyasi bakımdan şii hanedanlarının tahakküm ve tehdidinden
kurtarmakla kalmadılar; yeni bir öğretim müessesesi olan medreseleri kurarak
fikri bakımdan da onlarla mücadeleye giriştiler. Böylece Selçuklular sayesinde
Abbasi hilafeti Fatimilerin tehdidinden kurtulmuş oluyordu.
Zamanla Selçukluların zayıflamaları ve hilafete Muktefi
(1136-1160) ve Nasır (1180-1225) gibi dirayetli şahısların geçmesi üzerine
Abbasiler tekrar güçlenmeye başladılarsa da, eski kudretli hale gelemediler.
Diğer taraftan Moğollar Cengiz Han idaresinde Çin’e karşı yaptıkları akınlardan
sonra, 1218 yılından itibaren batıya yönelerek İslam dünyasını istila etmeye
başlamışlardı. Harezmşahlar Devletini ortadan kaldıran Moğollar, Semerkant,
Buhara, Taşkent, Harezm ve Belh gibi şehirleri yerle bir ettiler. Cengiz’in 1227
yılında ölmesinden sonra da Moğol istila hareketi devam etti. Nitekim torunu
Hülagu 1258 yılının Ocak ayında Bağdad önlerine geldi ve şehri kuşattı.
Mukavemetin çaresiz olduğunu gören halife Mu’tasım teslim oldu (10 Şubat 1258).
Ancak Bağdat’a giren Moğollar, dünya tarihinin en büyük tahribatını yaptılar.
Halife, yanındakilerle birlikte idam edildi. Dört yüz binden fazla Müslüman
kılıçtan geçirildi. Mescidler medreseler yerle bir edildi. Milyonlarca İslam
kitabı yakılarak külleri Dicle Nehrine serpildi. Böylece beş asırdan beri devam
eden Bağdat-Abbasi hilafeti sona erdi.
Mısır Abbasileri: Hülagu’nun
zulmünden kurtulan otuz beşinci Abbasi halifesi Zahir’in oğullarından
Ebü’l-Kasım Ahmed, 1261’de Mısır’a gitti. Orada hüküm sürmekte olan Türk
sultanlarından Melik Baybars tarafından halife tanındı. Hilafet Osmanlılara
geçinceye kadar halifeler bu zatın neslinden geldi. Kahire’deki Abbasi
halifeleri, bazı Müslüman hükümdarlara hükümdarlık menşuru gönderiyorlar, fırsat
buldukları takdirde siyasi hadiselere de karışıyorlardı. Nitekim 1412 yılında
sultan Nasır’ın ölümü üzerine halife Adil, kendisini sultan ilan etti. Ancak
sultanlığı üç gün sürdü. Sultan Müeyyed Şah tarafından makamından indirilerek
öldürüldü. Bu arada bazı halifeler, sultanlara cephe almaları sebebiyle
azlediliyorlardı. Bu durum 1517 tarihine kadar devam etti. Nihayet Yavuz Sultan
Selim Han’ın 1517’de Mısır’ı fethetmesinden sonra halife bulunan Mütevekkil,
kendi arzusuyla hilafeti bu padişaha teslim etti. Böylece hilafet, Osmanlılara
geçmiş oldu.
Teşkilat: Abbasiler, devlet
müesseselerini İslam esaslarına göre kurup teşkilatlandırmışlardır. Halifelik
alameti olarak Abbasiler, yüzük, asa, hırka, hutbelerde adlarının okunması vb.
şeyleri kullanmışlardır. Halife, divandaki tahtına bayram tebriklerinin dışında
pek oturmaz, divanı vezirlerin idaresine bırakırdı. Divana bakan pencereli
yüksek bir mahalden divan müzakerelerini dinleyip kendisi gözükmezdi.
Abbasilerde
halifeden sonra vezirlik en büyük mevki idi. Bu tabir ilk defa Abbasilerde
kullanıldı. Halifeden sonra gelen en önemli icra organı olması dolayısıyla geniş
yetkilere sahipti. Zaman zaman mahkemelere başkanlık eder, savaşlara karar
verir, hazineden gerekli gördüğü harcamaları yapar, valileri tayin ve
azledebilirdi. Abbasilerde iki tip vezirlik vardı: 1) Vezir-i tefviz:
Halifenin azli ve veliahd tayininden başka bütün yetkilere sahipti. 2)
Vezir-i tenfiz: Sadece halifenin kendisine verdiği vazifelere bakardı. Bu
gruptaki vezirler genellikle mahir katipler, basiretli ve parlak zekalı kişiler
arasından seçilirdi. Merkezi idare, vezirlerin başkanlığında bir çok divandan
yani vezirliklerden meydana geliyordu. Bu divanların en önemlileri devletin mali
işlerine bakan Divanü’l-harac, Divan-ı beytülmal, askeri işlere bakan
Divanü’l-ceyş, para basma işlerini yürüten Divan-ı darü’d-darb,
haksızlıkların ve adli hataların görüşüldüğü Divanü’l–mezalim, resmi
yazışmaları yürüten Divanü’l-resail, Divanü’t-tevki ile posta ve gizli
istihbarat hizmetlerini yürüten Divanü’l-berid idi.
Vilayetlerde ise halife adına icraya valiler yetkili idi. Ordu
hazırlamak, askeri barındırmak, vilayetinde hukuki meseleleri halletmek, kadı ve
hakimler ile vergi ve zekat işlerini yürütecek memurlar tayin etmek valilerin
başlıca vazifeleri idi. Hilafet merkezinden uzak eyaletlere bilhassa hanedana
mensub kişiler veya son derece güvenilir kumandanlar vali tayin edilirdi.
Hilafet merkezi olan Bağdat ve diğer büyük şehirlerde asayiş, şurta teşkilatı
tarafından sağlanırdı. Bu teşkilat; suç ve cinayetleri takip ederek, suçluları
yakalayıp cezalandırmakla vazifeli idi. Teşkilatın başında bulunan ve
Sahibü’ş-şurta yani emniyet müdürü denilen memurun derece ve
selahiyetleri pekçoktu. Daha sonraları ehemmiyeti iyice artan bu makam,
vezirliğe hatta mabeynciliğe yükselme basamağı haline geldi.
Merkez teşkilatındaki önemli görevlerden biri de hacipliktir.
Haciplik; halifeyi suikastlere karşı korumak ve halkın önemli işlerle
uğraşan halifeyi meşgul etmelerini önlemek için kurulmuştu. Bundan dolayı
halifelere, halkın kendileriyle görüşmesi ve isteklerini iletebilmeleri için
belli vakitler ayrılmış ve daireler tahsis edilmiştir.
Abbasi ordusunun esasını murtazıka (ücretli) denilen nizami ve
daimi statüdeki muvazzaf askerler teşkil etmekteydi. Bunlar yaptıkları askeri
hizmet karşılığında devlet bütçesinden maaş alırlar ve her türlü ihtiyaçları
devlet tarafından karşılanırdı. Abbasi ordusunda normal, ücretli askerlerden
başka bir de gönüllü askerler vardı. Kendilerine hazineden herhangi bir ücret
veya maaş ödenmeyen bu askerler, sadece zekat ve ganimetten pay alırlardı.
Komutanlara ise, maaş karşılığı olarak, toprak verilirdi ki, buna ikta
denirdi. İkta ilk defa Peygamber efendimiz tarafından Temim-i Dari’ye
verilmiş, daha sonra da İslam devletlerinde tatbik edilmiştir.
Abbasi ordusu şu beş gruptan meydana gelirdi: 1) Merkezde
bulunan ve doğrudan halifeye bağlı olarak görev yapan muhafız birliği, 2) Büyük
devlet adamlarının emrinde bulunan birlikler, 3) Vilayetlerde bulunan kuvvetler,
4)Garnizonlarda bulunan, Avasım ve Sugur adı verilen birlikler, 5) Yardımcı
kuvvetler.
Abbasiler, savaş halinde yaklaşık olarak sayısı 100 bini aşan
düzenli bir ordu çıkarabilmekteydiler. Bu ordu savaş alanında beşli tertibi esas
alırdı. Bunlar, öncü (talid, mukaddime), merkez (kalbü’l-ceyş), sağ kol
(meymene), sol kol (meysere) ve artçı (saka) düzeninde yeralırdı. Savaşlarda
kullandıkları başlıca silah, araç ve gereçler; mızrak, topuz, ok, yay, kılıç,
miğfer, kalkan, balta, zırh, merdiven ve mancınıkdan ibaret idi.
Abbasiler, kara kuvvetlerine olduğu kadar, deniz kuvvetlerine ve
denizciliğe de büyük önem vermişlerdir. Muhtelif şehirlerde kurdukları
tersanelerde Bizans gemilerinden daha büyük gemiler inşa etmişlerdir. Nitekim
güçlü donanmaları ile her yıl Bizans üzerine sefere çıkmışlardır. Donanma
kumandanına Emirü’l-bahr adı verilirdi.
Abbasilerde adliye teşkilatı düzenli ve muntazam işleyen bir
müessese idi. Her memlekette oradaki Müslümanların ekserisi hangi mezhepten ise,
o mezhepten olan bir kadı vazife yapardı. Ancak zamanla her vilayette dört
mezhebin de kadıları bulundurulmaya başlandı. Başlangıçta eyaletlerdeki kadılar
vali tarafından tayin ediliyordu. Ancak daha sonra halifeler merkezde veya
eyaletlerde kendi adlarına görev yapacak kadıları bizzat tayin etmeye
başladılar. Harun Reşid devrinden itibaren ise, Kadıü’l-kudatlık müessesesi
kuruldu ve bu göreve ilk olarak İmam-ı Ebu Yusuf getirildi. Kadıü’l-kudat
hilafet merkezinde bulunur, bölgelerde ve çeşitli merkezlerde vazife yapacak
kadıları tayin ederdi.
Kadılık teşkilatı içinde kadıların bakmaktan aciz oldukları
davalara bakan ve mezalim mahkemeleri denen mahkemeler vardı. Bunlara bakan
kadılara Sahibü’l-mezalim denirdi. Sahibü’l-mezalim olan kadılar, diğer
kadılardan daha üstün ve geniş selahiyetlere sahip idiler. Bazı Abbasi
halifeleri, ehemmiyeti icabı, mezalim mahkemelerindeki duruşmaları bizzat
kendileri idare ederlerdi.
Yine adliye teşkilatına bağlı olmak üzere bir de hisbe
teşkilatı vardı. Hisbe işini yapan vazifeliye “muhtesib” denirdi. Bu teşkilatın
görevi iyiliği yaymak ve kötülükten vazgeçirmek (emr-i bil-ma’ruf nehy-i
ani’l-münker), fazilet ve ahlak kaidelerinin muhafazasını, dinin emirlerine
uyulmasını, çarşı ve pazarların düzen ve kontrolünü sağlamak, borçluların
borçlarını ödemelerini temin etmek, ölçü ve tartıda hile yapılmasına mani olmak
için hususi aletlerle esnafın ölçü ve tartı aletlerini kontrol etmek ve alış
verişte fiyatları fahiş miktarda yükseltenleri cezalandırmak idi.
Abbasiler iktisadi bakımdan çok güçlü bir durumda idi. Bilhassa
halifelerin, memleketin iktisadi meseleleriyle de yakından alakadar olmaları,
ziraat, ticaret ve iktisad ile alakalı meselelere ehemmiyet vermeleri halkın
refah seviyesini yükseltmiş ve devleti de güçlendirmiştir. Kazdırılan su arkları
ve kanallarla Arabistan’a kadar olan geniş ve uzun arazinin tamamı sulanabilir
hale geldi. Dicle ve Fırat’tan kanallar ile alınan sular, kireç ve tuğladan
yapılan muhkem su kemerleri vasıtası ile Bağdad’a ulaştırıldı. Ziraate ehemmiyet
verildi ve bu işle uğraşanlara kolaylıklar sağlandı. Faizsiz krediler ile
çiftçiler desteklendi. Endüstriye gereken önem verildi. Fars ve Horasan’da
demir, bakır kurşun ve gümüş madenleri işletilmeye başlandı. Yeraltı
kaynaklarından, kükürt, tuz, ham petrol ve zift çıkarıldı. Sabun ve cam
fabrikaları, kağıt, kumaş ve tuğla imalathaneleri kuruldu. Hilafet merkezi olan
Bağdat’ta demirci, marangoz ve manifaturacı gibi her sanata ait çarşılar vardı.
Kuyumculukta ve mücevher işlemeciliğinde bir hayli ilerleme oldu.
Abbasiler, çeşitli bayındırlık eserleri meydana getirdiler.
Medreselerle birlikte mescidlerde de ilim meclisleri bulunurdu. Ebu Cafer Mansur
devrinde Arapça, bir gramere kavuştu. Eski Yunan, Hind ve İran eserleri Arapçaya
tercüme edildi. Me’mun devrinde Beyt-ül-hikme (İlim heyeti) kurularak bu işe hız
verildi. Meşhur dört mezheb imamları Abbasiler devrinde yaşadılar. Öğrencileri
de, hocalarının mezheblerini öğrettiler ve tasnif ettiler. Yine en büyük hadis
kitapları olan Kütüb-i Sitte de bu devirde yazıldı. Dünyada ilk hukuk
usul kitabını (Hukuk metodolojisini) yine bu zamanda İmam-ı Şafii, Risale
ismiyle telif etti.
Yine Abbasiler devrinde birçok ilimlerin temeli atıldı. İmam-ı
Muhammed Şeybani, Siyer-i Kebir kitabı ve bunun İmam-ı Serahsi tarafından
yapılan şerhi ile devletler hukukunun; Maverdi ve Kadi Ebu Ya’la
Ahkam-us-Sultaniyye adlı eserleri ile amme hukukunun; Endülüs
alimlerinden Batruci bugünkü astronominin; Cabir bin Hayyan kimyanın; Harezmi de
cebir ilimlerinin temelini kurdular. Bu devirde yüzlerce büyük alim yetişti.
Bunlardan dört mezheb imamı hukukta; İmam-ı Eş’ari, İmam-ı Maturidi, İmam-ı
Gazali kelamda; Razi, Kurtubi, Taberi, Beydavi tefsirde söz sahibi büyük
alimlerden idiler.
ABBASİ HALİFELERİ
Halifelerin isimleri
Doğumu Hilafeti Vefatı
Ebül Abbas Abdullah Seffah bin
Muhammed bin Ali bin Abdullah bin Abbas722 749 (H.132) 754
Mensur Ebu Ca'fer bin Muhammed bin Ali 713 754 (H.136) 775
Mehdi bin Mensur 745 775 (H.158) 785
Hadi Musa bin Mehdi 762 785 (H.169) 786
Harun Reşid bin Mehdi 765 786 (H.170) 809
Emin Muhammed bin Harun 787 809 (H.193) 813
Me'mun bin Harun 786 813 (H.198) 833
Mu'tasım bin Harun 796 833 (H.218) 842
Vasık bin Mu'tasım 812 842 (H.227) 847
Mutevekkil bin Mu'tasım 821 847 (H.232) 861
Müstansır bin Mütevekkil 839 861 (H.247) 862
Müste'in bin Mu'tasım 836 862 (H.248) 865
Mu'tez bin Mütevekkil 847 865 (H.252) 869
Mühtedi bin Vasık 835 869 (H.255) 870
Mu'temid bin Mütevekkil 844 870 (H.256) 892
Mu'tedid bin Muvaffak bin Mütevekkil 857 892 (H.279) 902
Müktefi bin Mu'tedid 878 902 (H.289) 908
Muktedir bin Mu'tedid 895 908 (H.295) 932
Kahir bin Mu'tedid 899 932 (H.320) 934
Radi bin Muktedir 910 934 (H.322) 940
Mütteki bin Muktedir 910 940 (H.329) 944
Müktefi bin Mu'tedid 905 944 (H.333) 949
Muti' bin Muktedir 914 946 (H.334) 975
Tayı' bin Muti' 932 974 (H.363) 1003
Kadir bin İshak bin Muktedir 947 991 (H.381) 1031
Kaim bin Kadir 1001 1031 (H.422) 1075
Muktedi bin Ahmed bin Kaim 1056 1075 (H.467) 1094
Müstazhir bin Muktedi 1076 1094 (H.487) 1118
Müsterşid bin Müstazhir 1091 1118 (H.512) 1135
Raşid bin Müsterşid 1109 1135 (H.529) 1138
Müktefi bin Müstazhir 1096 1136 (H.530) 1160
Müstencid bin Muktefi 1124 1161 (H.555) 1171
Müstedi bin Müstencid 1142 1172 (H.566) 1179
Nasır bin Müstedi 1158 1180 (H.575) 1225
Zahir bin Nasır 1175 1225 (H.622) 1226
Müstensır bin Zahir 1192 1226 (H.623) 1242
Müsta'sım bin Müstensır 1212 1242 (H.640) 1258
Muhammed bin Ali bin Abdullah bin Abbas722 749 (H.132) 754
Mensur Ebu Ca'fer bin Muhammed bin Ali 713 754 (H.136) 775
Mehdi bin Mensur 745 775 (H.158) 785
Hadi Musa bin Mehdi 762 785 (H.169) 786
Harun Reşid bin Mehdi 765 786 (H.170) 809
Emin Muhammed bin Harun 787 809 (H.193) 813
Me'mun bin Harun 786 813 (H.198) 833
Mu'tasım bin Harun 796 833 (H.218) 842
Vasık bin Mu'tasım 812 842 (H.227) 847
Mutevekkil bin Mu'tasım 821 847 (H.232) 861
Müstansır bin Mütevekkil 839 861 (H.247) 862
Müste'in bin Mu'tasım 836 862 (H.248) 865
Mu'tez bin Mütevekkil 847 865 (H.252) 869
Mühtedi bin Vasık 835 869 (H.255) 870
Mu'temid bin Mütevekkil 844 870 (H.256) 892
Mu'tedid bin Muvaffak bin Mütevekkil 857 892 (H.279) 902
Müktefi bin Mu'tedid 878 902 (H.289) 908
Muktedir bin Mu'tedid 895 908 (H.295) 932
Kahir bin Mu'tedid 899 932 (H.320) 934
Radi bin Muktedir 910 934 (H.322) 940
Mütteki bin Muktedir 910 940 (H.329) 944
Müktefi bin Mu'tedid 905 944 (H.333) 949
Muti' bin Muktedir 914 946 (H.334) 975
Tayı' bin Muti' 932 974 (H.363) 1003
Kadir bin İshak bin Muktedir 947 991 (H.381) 1031
Kaim bin Kadir 1001 1031 (H.422) 1075
Muktedi bin Ahmed bin Kaim 1056 1075 (H.467) 1094
Müstazhir bin Muktedi 1076 1094 (H.487) 1118
Müsterşid bin Müstazhir 1091 1118 (H.512) 1135
Raşid bin Müsterşid 1109 1135 (H.529) 1138
Müktefi bin Müstazhir 1096 1136 (H.530) 1160
Müstencid bin Muktefi 1124 1161 (H.555) 1171
Müstedi bin Müstencid 1142 1172 (H.566) 1179
Nasır bin Müstedi 1158 1180 (H.575) 1225
Zahir bin Nasır 1175 1225 (H.622) 1226
Müstensır bin Zahir 1192 1226 (H.623) 1242
Müsta'sım bin Müstensır 1212 1242 (H.640) 1258
Mısır'daki Abbasi Halifeleri
Müntasır Ahmed bin
Zahir (?) 1258 (H.656) 1261
Hakim Ahmed bin Hasen bin Ali (?) 1261 (H.660) 1301
Müstekfi bin Hakim Ahmed 1285 1301 (H.701) 1338
Vasık bin Hakim Muhammed (?) 1338 (H.740) 1348
Hakim Ahmed bin Müstekfi (?) 1339 (H.741) 1352
Mu'tedid bin Müstekfi (?) 1352 (H.754) 1367
Mütevekkil bin Mu'tedid (?) 1361 (H.763) 1405
Mu'tasım bin Hakim (?) 1377 (H.779) (?)
Mütevekkil (tekrar) (?) 1377 (H.779) 1405
Vasık bin Hakim (?) 1383 (H.785) 1384
Mu'tasım (tekrar) (?) 1386 (H.788) (?)
Mütevekkil (tekrar) (?) 1389 (H.791) 1405
Müste'in bin Mütevekkil 1392 1405 (H.808) 1430
Mu'tedid bin Mütevekkil 1380 1412 (H.815) 1441
Müstekfi bin Mütevekkil (?) 1441 (H.845) 1450
Kaim bin Mütevekkil (?) 1450 (H.854) 1459
Müstencid bin Mütevekkil 1392 1455 (H.859) 1479
Mütevekkil bin Ya'kub 1416 1479 (H.884) 1498
Müstemsik bin Ya'kub (?) 1515 (H.922) (?)
Ya'kub bin Müstemsik-billah (?) 1516 (H.923) (?)
Hakim Ahmed bin Hasen bin Ali (?) 1261 (H.660) 1301
Müstekfi bin Hakim Ahmed 1285 1301 (H.701) 1338
Vasık bin Hakim Muhammed (?) 1338 (H.740) 1348
Hakim Ahmed bin Müstekfi (?) 1339 (H.741) 1352
Mu'tedid bin Müstekfi (?) 1352 (H.754) 1367
Mütevekkil bin Mu'tedid (?) 1361 (H.763) 1405
Mu'tasım bin Hakim (?) 1377 (H.779) (?)
Mütevekkil (tekrar) (?) 1377 (H.779) 1405
Vasık bin Hakim (?) 1383 (H.785) 1384
Mu'tasım (tekrar) (?) 1386 (H.788) (?)
Mütevekkil (tekrar) (?) 1389 (H.791) 1405
Müste'in bin Mütevekkil 1392 1405 (H.808) 1430
Mu'tedid bin Mütevekkil 1380 1412 (H.815) 1441
Müstekfi bin Mütevekkil (?) 1441 (H.845) 1450
Kaim bin Mütevekkil (?) 1450 (H.854) 1459
Müstencid bin Mütevekkil 1392 1455 (H.859) 1479
Mütevekkil bin Ya'kub 1416 1479 (H.884) 1498
Müstemsik bin Ya'kub (?) 1515 (H.922) (?)
Ya'kub bin Müstemsik-billah (?) 1516 (H.923) (?)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder